KADININ İŞ GÜCÜNE KATILIMI PANELİ

Duygu Sucuka: Saygıdeğer katılımcılar öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Türkiye’de kadının iş gücüne katılımı konusunda yaptığımız üçüncü çalıştay. Daha önce iki çalıştay bir panel yaptık. O çalışmalara da Gazi Üniversitesi ev sahipliği yapmıştı.Katılan arkadaşlarımız bilirler, bir kısmı burada, liste her seferinde değişikliğe uğruyor. Listemizdeki katılımcıların hemen hepsinin bir kamu kurumunda, bir üniversite de, bir siyasi partide görevleri var. Dolayısıyla sürekliliği olan bir çalışmada her daim bulunamayabiliyorlar.

Daha önce yaptığımız iki çalışmada on tane soru hazırlamıştık, o sorular etrafında görüşler bildirilmişti. Kadının işgücüne katılımında engeller nedir? Çözüm önerileri neler olabilir? Bunu derlemiştik. Daha sonrasında ilgili bakanlıklara, ilgili makamlara bu raporları sunduk.

İkinci çalışmamızda gruplara farklı konular verdik. Özel sektör, kamu ve yardımcı hizmetlerde çalışan kadınlar; çalışmalara engel durumlar ve çözüm önerileri tartışıldı. Bir de dördüncü konu olarak, dört grubumuz vardı o zaman. Dördüncü konu olarak eğitim ve kadının istihdamı ilişkisini irdelemeye çalıştık. Yine o çalışmamızın raporunu da ilgili makamlara sunduk. Bir de panel yapmıştık.

Bu çalışmada altı ayrı kesim olduğunu belirtmek istiyorum.Birincisi kamu kurumları: İki bakanlık ve GAP idaresi bu çalışmayı takip ediyor. Üniversiteler var, üniversitelerden hocalarımız var. Özellikle Gazi Üniversite’sinden birkaç katılım var, Atılım var, Başkent var Ankara Üniversitesi var; ve siyasi partiler. Biz bu tablodan o kadar mutluyuz ki, keşke siyaseti hep böyle yapsak. Bu masa etrafında 7-8 siyasi parti oluyor, bu konuyu tartışıyor. Öncelikle rica etmiştik, tekrar ediyoruz, siyaseti partilere bırakalım. Biz ortak bir sorunda, toplumun, hepimizin, kadınlarımızın, aynı zamanda erkeklerimizin de ortak bir sorununa sahip çıkmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla siyasi görüşlerimiz ne olursa olsun, elbirliği yapmak zorundayız. Başka türlü aşılamıyor bu sorunlar. Yine sivil toplum var, Cumhuriyet Kadınları Derneği var, başından beri katılıyorlar, duyarlılık gösteriyor katılımcılar. Mikrokredi önemli bir çalışma yapıyor Türkiye’de onlarda üç çalışmadır içimizdeler. KADİDER var, Ankara Girişimci Kadınlar Derneği var. Bu arada gönüllü katılımcılarımız var. Yakalarında meslekleri değil adları yazıyor, bir kurum adına değil gönüllü katılımcı oldukları için, öyle yazdık yaka kartlarını.

Bugün burada yaklaşık bir buçuk saatlik bir süremiz var. Önceki iki çalışmamızın özetini çıkaracağız. Biz daha önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ile Çalışma Bakanlığından randevu talep etmiştik. Bu konuya sahip çıkan grup olarak gidelim, bu konunun sahibi olduğumuzu iletelim, çözüm beklediğimizi söyleyelim, isteklerimizi sıralayalım diye düşünmüştük. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından randevu birkaç gün önce verildi. Bunu ben mail ortamında paylaştım sizlerle. Önce Çalışma Bakanlığı 15.30 da kabul edecek sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 17.00 da kabul edecek bizi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ısrarla bu toplantıya katılacak kişilerin listesini, ismini istiyor. Bu burada şu anda tespit edebilirsek bizden haber bekliyorlar. Çünkü Aile Bakanlığı’nın yeri çok kısıtlı, küçük bir bina ona göre salon ayarlayacaklarını söylüyorlar. Ben bunu şu şekilde belirleyebilirim, bu arada 35 kişi varsa katılmak istemeyenlere bakarız, kesinlikle katılmak gelmek zorunda değilsiniz ama bu konuya sahip çıkmak adına hep birlikte hareket etmemizin faydalı olduğunu düşünüyorum. Katılamayacak arkadaşlarımız sadece bildirirlerse, en azından kabaca deriz ki 30 kişiyle veya 20 kişiyle geliyoruz. Bu bilgiyi vermemizi istediler.

Biz çalışmalarımızı siyasetin dışında yapmaya çalışıyoruz. Gerçekten siyaset olduğu zaman yürümüyor birtakım şeyler. Dolayısıyla siyaseti, kamu kurumu, sivil toplum, sivil irade herkes elele verdiği zaman bazı kangrenleşmiş sorunların çözüleceğine inanıyoruz. Bu örnek bir çalışma, buna benzer bir çok örnek çalışmamız var. Mesela 15 gün sonra bir sokak çocukları çalıştayımız olacak. Biz de inanamadık katılımcılara, kamu kurumlarından, üniversitelerden, emniyet birimlerinden olmak üzere çok sayıdaki katılımcı adını yazdırdı. Güzel bir birliktelik, güzel bir birraraya geliş, sorunların çözümü için gerekli diyoruz.

Şimdi biz burada, daha önce iki çalışmada sorunları tespit ettik, önerileri de sıraladık. Bugün burada çok kısa bir fikir mütalaası ile iki bakanlığa ne götüreceğiz, ne sunacağız, ne isteyeceğiz. Bunu burada birlikte kararlaştıralım. Sözlüde olabilir, bir sayfa yazılı da olabilir. Orada bir kişi de konuşabilir, bu ben olmayacağım, sizin içinizden bir kişi olsun istiyoruz. Çünkü daha önceki çalışmalarda ben tartışma ortamında değildim. Tartışmaların sonrasında sadece raporları derlemiştim. Burada sırayla söz alınıp düşünceler çok kısaca belirtilebilir, ne götüreceğiz, ne sunacağız, ne isteyeceğiz muhatap olarak gördüğümüz iki bakandan, söyleyeceklerim bundan ibarettir. Bugün bu çalışmaya Bartın Kadın Girişimciler Kurulu çok duyarlılık gösterdi, kalabalık bir grupla katıldılar, teşekkür ediyoruz. Hatice Şahin hanım Aksaray’dan geldi, girişimci kadın kurulundan kendileri, Aksaray’dan çok kötü hava şartlarında geldiler, teşekkür ediyoruz. Hepiniz duyarlılık gösterdiniz, kiminiz hasta yatağından kalktınız, kiminiz işinizi bırakıp geldiniz. Hepinize teşekkür ediyoruz. Bunun dışında bize bu imkanları sağlayan, bu çalışmaya destek veren TOBB’ ne de teşekkür ediyoruz. Benim düşüncem bu çalışmalara TOBB’un sahip çıkması, öncülük etmesi gerçekten çok önemli, büyük projeler üretebilecek, yaratabilecek bir kurum. Kadının istihdamı yönünden gerçekten inisiyatif alırlarsa çok yol katedileceğini düşünüyorum. Teşekkür ediyorum, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Söz almak isteyen arkadaşlara sırasıyla söz vereceğiz. Burada tartışma süremiz 15.00 a kadar. Birkaç aracımız var, bir de servis aracı ayarladık. Buradan Çalışma Bakanlığına hep birlikte gideceğiz ama söylediğim gibi katılmak zorunda değilsiniz. Konuya sahip çıkmak sadece zorunluluk diyorum ben, gerisi takdirlerinize kalan bir durum.

Konuşmak isteyen arkadaşlarımız varsa söz verelim;

Avukat Filiz Poyraz; Özellikle Bakanlarımız ile yapacağımız görüşmeler ile ilgili olarak konuşmak istiyorum. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı görüşmeleri ile ilgili olarak konuyu üç başlık altında toparlayacağım. Çalışma Bakanlığı açısından da 4 başlık altında toparlamayı istiyorum. Kısaca başlıkları verirsem hep birlikte konuyu özetlemiş oluruz. Kadın konukevlerinde şiddet mağduru kadınlar ile, cezaevlerindeki kadınların geçici sosyal durumlarından sonra ne şekilde hayata atılacakları, özellikle istihdam edilmeleri, akabinde daha kaliteli bir yaşam sağlamaları için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile görüşülmesi kanaatindeyim. Ayrıca kadın istihdamının sektörel açıdan geliştirilebilmesi için kadına yönelik geleneksel bakış açısının değişmesi için toplumsal cinsiyet kavramının yaratılması gerekir diye düşünüyorum. Bunun için de kadın erkek ayrımı dışında bir toplumsal cinsiyet politikasının üretilmesinin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çalışma alanıdır diye düşünüyorum. Yine Aile Bakanlığı yönünden, kırsal kesimdeki kızların, eğitilecek lider kadınlar eşliğinde beceri gerektiren yeni alanlara da teşvik edilmesi kanaatindeyim. Çünkü 2000 li yıllardan sonra artık kentlere göç sebebiyle tarımsal alanda, tarımsal sektörde kadınların istihdamı azalmış durumda. Çalışma Bakanlığından talep edeceğimiz gelişim projeleri ise: Kadın istihdamının artırılması için bu yönde işverenlerin pozitif ayrımcılıklarının artırılması kanaatindeyim. Kadının çalışma şartları ve mesaisinin, kadının sosyal durumunun, belki aile üzerindeki sosyal rolü dikkate alınarak esnek tutulması ve kreş imkanlarının artırılması gerekir. Ayrıca bedensel engelli kadınların istihdamının özellikle, kamudaki istahdamlarının kolaylaştırılması gerektiğini düşünüyorum. Sizlerin de fikirlerini merakla bekliyorum, teşekkür ederim.

Duygu Sucuka: Teşekkür ederiz Filiz Hanım, Mehmet Bey buyrun.

Öncelikle hepinize hoşgeldiniz diyorum. Çünkü üç çalıştaydır arkadaşlarımız ısrarla, özveri ile devam ediyoruz bu işe. Güneydoğum Derneği’nin üyesi olarak evsahibi olduğumuz için öncelikle hoşgeldiniz diyorum. Arkadaşlarımızın bahsettiği çok önemli konular var, bunlar önceki çalıştaylarda rapor haline getirilmişti. Bunlardan bir tanesi eğitim destekli istihdam, yalnızca arkadaşlarımızın görüşü şuydu toplantılarımızda, yalnızca eğitim verdiğimiz de açıkta kalıyor kişiler hiç bir yere varamıyorlardı. Bu eğitim destekli projeyi her iki bakanlıktan da ısrarla isteyebiliriz diye düşünüyorum. İkinci konu, yine toplumsal cinsiyet eğitimi, son derece önemli, konuyu aşabilmemiz için son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Çok önemli iki bacak var aslında, kırsal kesimde din adamları ve ikincisi öğretmenler. Bu kesimlerin eğitilmesi üzerinde ısrarcı olmamız lazım. Her iki bakanlıktan da, mutlaka din adamlarının da bu konuyla ilgili esnek hale getirilmesi gerekiyor. Çünkü ben bunu çok iyi biliyorum. Benim iki tane lisansım var bir tanesi uluslararası ilişkiler ikincisi ilahiyat. Bunu kırmamız gerekiyor. İkincisi öğretmenler. Ancak bu eğitimde şunların da olması lazım, olmazsa olmaz; milletvekilleri yüzde yüz, çünkü onlar karar mekanizması, onlar yasalaştıracak, onlar yasaları çıkartıyorlar. Dördüncüsü de hukukçular, hakimler savcılar, aklınıza kim gelirse. Bunlara ısrarla cinsiyet eğitimi verilmesi gerekiyor. Bilmiyorlar mı? evet bilmiyorlar efendim. Bilseler bu durumlara düşmezdik. Hatta hatta 2000 li yıllarda başlamıştı arkadaşlar, bir cinsiyet eğitimi vardı okullarda, onu da kaldırdık, o da yüzde yüz gerekiyor. Şimdi ben bütün bu konularda istihdam üzerine çalışacak tüm derneklerimizin bir platform oluşturmasını istiyorum, Niçin? Bu konuları ısrarla Bakanlıkdan isteyeceğiz. Yani her platformda, her yerde bunu dile getireceğiz. Bakın işte şurada tabloyu görüyoruz, kadınlar 27, 5 da kaldılar. 2000 li yıllarda istihdamda. Halbuki hepimiz bu toplantılarda bir kez daha öğrendik ki %5 kadın istihdamını artırdığımızda %15 yoksulluktan kurtuluyoruz. Bu kadar önemli, yasalar da var ama uygulamıyoruz. Kadınlara öncelik verilmesini bekliyoruz, verilmiyor, her yerde verilmiyor. Biz şimdi ısrarcı olarak bu platformu oluşturmak durumundayız. Teşekkür ediyorum ben.

Duygu Sucaka: Teşekkür ediyoruz biz de Mehmet Bey’e. Sayın katılımcılar görünürde bir şey farketmiyoruz ama bu çalışma şu anda kayda geçiyor Görüntülü video çekimi. Arzu ederseniz daha sonra sizlere de ulaştırabiliriz. Toplantı sonunda alacağız. Yukarda sanıyorum kameralar.

Mehmet Bey’in değindiği gibi, 1980 de kadının işgücüne katılımı Türkiye’de %48, 2010 da %27. Biz de bu çalışmayı bu acı tabloyu gördüğümüz için devam ettirmeye çalışıyoruz. Başka konuşmak isteyen arkadaş var mı? Kendinizi de tanıtırsanız memnun oluruz.

Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmalarından Beyhan Yılmaz. Mehmet Bey’e tamamen katılıyorum. Ancak bu iki bakanlıktan da isteyeceğimiz asıl bu sorunların kaynağını her kuruma yerleştirilecek feminist denetimcilerle sağlanabileceğini düşünüyorum çünkü uluslararsı platformlara baktığımız zaman bir kadın yanı, kadın çalışmaları var ancak bu şekli anlamda bir hak vermiş oluyor, maddi anlamda da bu hakları alabilmemiz açısından bunları talep edebiliriz diye bir eklentiyle tamamlamak istiyorum. Teşekkür ederim.

Duygu Sucuka: Ben burada kişisel görüşümü söylemek istiyorum. Bugüne kadar kadın konusu hep feminizm çerçevesinde geldi Türkiye’de. Feminizmi aşalım ki sorun çözülsün diyebiliriz diye bir düşünce taşıyorum.

Beyhan hanım: Tekrar bir söz hakkı doğdu bana. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığına dayandığımız zaman feminizmi geçemiyoruz, geçmememiz gerekiyor, bu alan onlara ait. Bunun kötü bir hareket olmadığını da anlatmamız gerek, erkek düşmanlığı değil aynı zamanda. Pozitif ayrımcılığı da yaratan yine bu feminist gruptur. Bu bir tekniktir, bu tekniği uygulayalım anlamında söyledim. Asla erkeklere karşı bir düşmanlığımız yok, hep birlikte çalışmak önemli.

Duygu Hanım: Ben de o anlamda söylemek istedim. Türkiyedeki feminizm, hani karşılıklı bir konuşmaya dönüşmesin özür diliyorum, Türkiyedeki feminizmin algılanışı demek erkek düşmanlığı gibi, yani erkek cinsiyetine, erkek tarafına düşmanlık olarak kabul edildiği için sorun biraz da düğüm oluyor belki de. O kulvardan çıkarırsak ve sorunu çözmek için erkeklerin desteğini almak zorundayız.

Beyhan hanım: Toplumsal cinsiyet ile ilgili derslerde zaten bu kavram yerine oturacaktır, yanlış algılayış ortadan kalkacaktır. Bu çirkin algılayış da zaten feminizmin yanlış anlaşılmasından ortaya çıkmaktadır.

Duygu hanım: Tamam karşılıklı tartışmayı geçelim isterseniz. Sırada çok kişi var konuşacak.

Selva hanım: AKP genel merkez kadın kolları ekonomi işleri başkanıyım. Kadın istihdamı ile ilgili olarak da yaklaşık 3,5-4 senedir çalışıyorum partide kadın kolları adına. Ben hocamızın kaldığı yerden devam etmek istiyorum. Hem çalışma bakanımıza hem de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına gidiyoruz ama öyle görünüyor ki bir de Milli Eğitim Bakanımızı ziyaret etmemiz gerekiyor. Özellikle eğitim motiflerinin içine bu kadın erkek eşitliğinin eklenmesi, bir şekilde sokulması zaten daha önce de yapılmış, zaten şu anda kitaplarımızda birtakım değişimler var. Biz de bunların takipçisiyiz, bir sivil toplum örgütü gibi çalışıp, takip edip, bakanlıkları uyarma veya itici güç olma noktasında çalışıyoruz kadın kolları olarak. Ben ikinci süreç olarak kreş konusunu çok ciddi şekilde gündeme getirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü 2010 yılı bu genelgenin çıkmasından önce bir çalıştay düzenlemiştik biz de kadın kolları olarak. Istihdam ve önündeki engeller çözüm önerileri üzerinde çalıştık ve bakanlıklarımızı ziyaret ederek bunların kanun haline dönüşmesi noktasında bir çalışma yaptık ve sonrasında birtakım şeyler gelişti, özellikle genelge yayınlandı ama kreş konusunda bir gelişme kaydedemedik. Özellikle Çalışma Bakanımız Ömer Bey’le bu noktaya getirildi. Özellikle öğrenmemiz gereken, yeni çalışma Bakanımız Faruk bey’den, bu ne durumda ve neler yapılıyor. Belki bunun üzerine gidebiliriz. Özellikle öğrenmek istediğim bu, benim kendi adıma ve çalıştayımız adına. İkinci noktada bu 2010 yılında çıkan genelgede “Kadın İstihdamı Ulusal İzleme ve Koordinasyon Kurulu” bunun 1.5 senelik bir alt yapısı var. Şimdi ne durumdalar, nasıl çalışma yapıyorlar ve nereye getirdiler, bu gerçekten efektif mi, çalışıyor mu? Bize bu konuda belki bilgi vermelerini isteyebiliriz.Bu Kurul’un çalışmaları noktasında bir bilgi alabiliriz ve burada açıkcası bizim çok ciddi beklentilerimiz vardı, bu beklentilere cevap veriyor mu? Bakanımızdan bu bilgilerin alınması taraftarıyım. Teşekkür ederim.

Duygu hanım: Biz de teşekkür ediyoruz. Söz almak isteyen......buyrun hocam.

Cumhuriyet Halk Partisi Kadın MYK’dan Medina Selman Pakoğlu. Kutluyorum böyle bir çalışmayı yaptığınız için. Geçmeişte ne kararlar alınmış olursa olsun, ben bugüne bakılmasından yanayım. Yani bugünkü gerçek nedir? Niye 48 den 26 lara 27 ler indik. 26 da değil arkadaşlar, %15, %11 i kırsalda tarlada çalışıyor. Sadece katkı sunuyor ve bunların bir sosyal güvencesi yok. Gerçek, facia diyebilirim kadınlar açısından ama ne oluyor, yani bu kadar kadın örgütlenmesi, bu kadar çalışmalar, bu kadar kafa yormalar, bu kadar pozitif ayrımcılık dedikçe biz batıyoruz. Yani bakınız yüksek düzeyde çalışan Türkiye’deki kamu görevlilerinin %93 ü erkek, sadece %7 si kadın. Son anayasa değişikliği ile kadın üst düzey yargıçların seviyesi %30 lardan % 3 e düştü. Acaba diyorum biz kandırılıyor muyuz? O gerçek çıkıyor yani bağışlayınız ama bu örgütlenmelerde biz sadece heyecanımızı yeniyoruz, geliyoruz, konuşuyoruz, toplantılar yapıyoruz, paneller yapıyoruz, işte sokak gösterileri yapıyoruz, kapalı salon toplantıları yapıyoruz. Birşeyler yazıyoruz yayımlıyoruz ama sonuç, sonuç yok. Ve Türkiye’nin gerçeği bugün bir facia, kadınlar açısından facia. Bakınız HES’ler diye bir gerçek var, vahşi kapitalizmin ülkemizde uyguladığı gerçekler var. Kadınların toprağı elinden alınıyor, suyu elinden alınıyor ve en çok bundan etkilenecek olan kadınlar. Ne diyor Tortum’lu kadın “bana dokunmasın, ben devletten birşey istemiyorum” diyor. “Üç erkek çocuğum ve kocam var, ben bugüne kadar devlet kapısına gidip herhangi bir iş istemedim, ama aç değilim.” diyor. Ben bu toprak ve bu su sayesinde aç değilim diyor. Benim toprağım ve suyum alınırsa ben aç kalacağım diyor. İşte bu bir fileye muhtaç edilmek için bilinçli olarak ülkemiz üzerinde bir politika izleniyor. Bunları görmeliyiz ve bunlar aktarılmalı ilgili bakanlıklara, bu gerçekler sunulmalı. Ve pozitif ayrımcılık, evet bilinçlenmeli, buna varım ama kadın-erkek eşitliği sağlanmadığı sürece Türkiye’de hiç bir şey olmaz.Yani bir namus kavramı almış başını gidiyor. Kadının namusu kadından sorulmalı. Kadının namusundan kocasına ne? Erkeğe ne, bir başkasına ne? Komşusuna ne? Eğer kadın namusluysa kadının kendi sorunudur. Kendi kişiliğiyle bağdaşır. Ben kısaca şunu söylemek istiyorum, izninizle, yoksulluk ve cehalet kadınları vuruyor dolayısıyla buradan çıkacak en önemli öneri bence yoksulluk ve cehaletin önlenmesidir. Kadınlar üzerindeki yoksulluk ve cehaletin.Yani 1930 larda başlayan aydınlanma devrimi kadınları hedef almıştı arkadaşlar. Benim annem Kars’ın Kömürlü köyü’nde, 1930 larda açılan okuma yazma kursuna giderek okuma yazma öğrenmişti ve hayatının sonuna kadar da gazete okudu, haberleri izledi, Ankara’nın sokaklarında kaybolmadı. Adres buldu, gittiği yere gidebildi. Ama şimdi Ankara’nın kırsal kesimi, kırsal demiyeceğim, yoksul mahallerine gidin, okuma yazma bilmeyen kadınlar var, bu bizim ayıbımız. Biz burda neyi konuşuyoruz? Biz bunları alt alta sıralayıp ilgililere iletmeliyiz diye düşünüyorum. Yani şunu söylemek istiyorum kısaca. Son 21. Yüzyılda kapitalizm değişmiştir, artık klasik kapitalizm yok. Çok uluslu şirketlerle yoksul ülkeler sömürülmekte ve bizim gibi ülkelerinde suyuna toprağına göz dikilmiştir. Çok uluslu şirketler ve içerideki işbirlikçileriyle. Buna karşı direnmeliyiz bir, ikinci önerimde yoksulluk ve cehaletin giderilmesi için önlemler alınmalıdır diye düşünüyorum. Teşekkür ediyorum.

Duygu hanım: Biz de teşekkür ederiz Media hanım. Bu arada aramıza yeni katıldılar Gökhan Gürdar bey, Devlet Planlama Teşkilatı’nda daire başkanı kendileri, hoşgeldiniz diyoruz. Media hanımın öz olarak ve özet olarak bir cümle tespiti var. Yoksulluk ve cehaletin giderilmesi önemli dediler. Daha önceki iki çalışmamızda çok vurgu yaptığımız, üzerinde çok durduğumuz bir kavram. Gerçekten kız çocuklarının okutulması, cehaletin giderilmesi, eğitimin önemsenmesi, yoksulluğa dikkat edilmesi bir kadın için çok önemli gerçekten. Teşekkür ediyoruz. Buyrun hocam...

Merhabalar, ben Murat Yüceşahin. Nüfusbilim Derneği adına katılıyorum ve Ankara Üniversitesi’nde öğretim üyesiyim. Üçüncü kez çalıştaya katılıyorum. Bundan çok mutluluk duyuyorum. Tabiki önceki çalıştaylarımızda bunların hepsini çok etraflıca ele aldık ve çok güzel raporlar çıktı. Tabi burada ileri sürülen görüşler hem Çalışma Bakanlığı’na hem de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na iletilecek görüşlerde çok güzel. Bunların içerisine birkaç şey eklenmesi gerekiyor. Bir de ilk çalıştayda ben altını çizerek belirtmiştim; aslında Türkiye’de kadının işgücüne katılımının önündeki engellerin çok önemli bir kısmı kentli kadına ait. Bunu bir kere daha hatırlamamız gerekiyor. Herkes burada %48 ve %27 rakamlarını kullandı bugün ister istemez, önemli, bu rakamlar doğru ama %48 den %27 ye bu rakamlar nasıl geldi? bu çok önemli. Cumhuriyetin başlarında, kırsal kesim ve kentsel kesimde yaşayan kadınlar arasında bugünkünün tam tersi bir tablo vardı. Türkiye’de yani nüfusun %70inden fazlası kırsal kesimde, %30 lara yakın kesim ise kentsel kesimde yaşıyordu. Bugün bu tablo tam tersine döndü, yani nüfusumuzun, Türkiye nüfusunun bugün neredeyse ¾ ünden fazlası kentlerde yaşıyor. Dolayısıyla bu sorun aslında, yani niye 48 den 27 ye gelindi diye düşünülürse; bu sorun kırdan kopan, kırsal kesimden ayrılan kente gelen ve kente gelmezden önce tarımsal sektörde istihdam edildiği anlaşılan ve istatistiklere bu şekilde ve nüfus sayımlarına ve nüfus istatistiklerine bu şekilde yansıyan kadının kente geldiğinde tarımsal sektörün bir kentsel fonksiyon işlevi olmaması nedeniyle istihdam dışında kalışını görüyoruz. Dolayısıyla kente göç eden kadın evet işsiz kalmıştır çünkü Kentte tarım diye bir şey söz konusu değil. Dolayısıyla buradaki bu rakam geçicidir. Türkiye’nin bir süre yaşayacağı bir sıkıntıdır, bu düzelecektir, bu böyle kalmayacak tabi. Ama şimdi aradaki bu farka, yani 48-27 lik farka bakarsak, bugünkü kadının kentteki kadının sorunudur bu sorun. Dolayısıyla kentlerdeki göçmen kadınların dönüşümü çok önemlidir. Bu kadınlarla yapılan araştırmalar gösteriyor ki; neden bir iş’te çalışmıyorsunuz sorusuna kadınlar iki önemli yanıt veriyorlar, ilk yanıt çocuğum var. Bir kadının çocuğu varsa kadın bir işte çalışamıyor. İkinci yanıt, evde bakım gerektiren bir yaşlı var yanıtı, üçüncü yanıt, kadınların kendilerinin daha çok desteklediği ve tetiklediği cinsiyet ayrımcılığı, evet, kadının dahi kendini değil erkeği ön plana çıkaran bakış açısı, kentli kadında da var. Eğer anne dünyaya getirdiği kız ve erkek çocuktan birini, daha doğrusu erkek çocuğu daha değerli görüyorsa, toplumsal cinsiyet kavramını değiştirmek o kadar kolay değil. Lütfen televizyon programlarını izleyiniz, hergün özellikle çalışmayan ve evde ev hanımlarına yönelik hazırlanmış programlardaki cinsiyet mesajlarına dikkat edin. Beyefendinin söylediği şeylere o yüzden çok katılıyorum, eğitimcilere ve çeşitli sektörde çalışan insanlara çok görev düşüyor, bu anlamda tabi medyaya da. Dolayısıyla Türkiye’de kreşler kadar önemli bir husus da huzurevleridir ama takdir edersiniz ki Türkiye nüfusu çok hızlı bir şekilde yaşlanıyor, yani 2040 lı yıllara geldiğimizde Türkiye bugünkü Almanya gibi falan olacak. Yani yaşlılık hızı çok belirgin bir şekilde artmış olacak. O zaman ne yapacağız? Şimdiki kreşler ciddi bir sorun gerçekten. Yani benim eşimde çalışıyor, hakikaten doğru düzgün bir kreşe çocuğunuzu vermek istiyorsanız 800 liradan başlıyor. Devlet kreşleri aylık 400-500 civarında. Ama devlet kreşlerinde takdir edersiniz ki yer bulmak çok zor, torpiller, bir sürü adamlar bulacaksınız ona rağmen olmuyor. Kalıyorsunuz özel kreşlere, özel kreşlerde 700-800 liralardan başlıyor. Çocuğunuzu bu durumda kreşe mi göndereceksiniz? Anne çalışmaktan mı vazgeçecek? Bu ikilem de kalan kadının nasıl bir sorunu var sizce? Çok ciddi bir sorunu. Aynı sorunu yaşlanınca da yaşayacağız. Türkiye’nin nüfusu şimdilerde %7 lerde bir yaşlanma oranına sahip, yani 65 yaş üzeri dediğiniz nüfus %7 lerde. Çoğu Avrupa ülkelerinde %14 ler ve 20 ler civarında. Ama bizde oraya hızlıca yaklaşıyoruz, demografik dönüşümümüz gereği. Yani Türkiye nüfusunun artık kreşlere olduğu kadar huzurevlerine de çok ihtiyacı var. Onların görünümü, geleneksel yapımız çok önemli, tıpkı çocuklarımızı başkasına emanet etmek istemediğimiz gibi yaşlılarımızı da başkasına emanet etmek istemiyoruz. Aman biz annemize bakarız, ama onlar ne kadar mutlu bunu çok iyi araştırmak lazım, yani çocukları tarafından bakılan. Huzurevleri de çok önemli, kadının çalışmasını etkileyen etmenlerden bir tanesi. Diğeri de kadının kendisine bakış açısı. Yani asıl cinsiyet ayrımcılığını, yani kadının toplumun bu işleri yapamaz dediği işleri kadının kendisinin onaylaması çok önemli. Bunun dışında çok önemli görüşler var. Evet, cinsiyetçi bir toplumumuz var, ne yazık ki böyle. Ataerkil bir yapımız var, ataerkil bir devlet yapısı var. Mesela niye hiç Cumhurbaşkanı kadın olmadı, başbakan kadın neden bu kadar az, bakanlar, milletvekilleri, hocalar, öğretim üyeleri; niye hemşirelik, öğretmenlik hep kadına uygun görülen bir meslek. Bunlara baktığımız zaman toplumsal cinsiyeti ve buna ilişkin tavırlarımızı anlamak mümkün, ama bunların çözümündeki, bu son hususların çözümündeki en önemli şey eğitim, eğitim,eğitim. Ama pek çok araştırma yine gösteriyor ki geç kalmış eğitim hiç bir şeyi çözmüyor. Ortaokuldaki ve üniversitelerdeki eğitimde çok geç kalınmış, ilköğretim hatta okulöncesi eğitim. Çünkü hayatımız pembelerle ve mavilerle başlıyor, bunu daha önce konuşmuş ve panele taşımıştım. Buradan başlayan bir toplumsal cinsiyet ve ebeveyn tarafından verilen ve kazılan bir cinsiyetçi yapı. Tıpkı boş bir tahtaya yazılmayı bekleyen bir levha gibi çocuklarımız. Burdan itibaren kurgulanan bir yapı içerisinde artık erişkin hale gelmiş insanlarla bu yapıyı çözmek tabi ki kolay değil. O yüzden eğitim, eğitim,eğitim diyorum. Çok teşekkür ederim.

Duygu Sucuka: Biz de teşekkür ederiz Murat hocam. Bu arada saygıdeğer arkadaşlar süremiz 1,5 saat, 1,5 saatte konuşacaklarımızı konuşup kalkıp gideceğiz. Ayrı bir mola çay, kahve arası vermeyelim düşüncesindeyim. Arzu ederseniz burada sohbet ediyoruz, aramızda konuşuyoruz. Sohbet ederken isteyen arkadaşlarımız, çaylarını, kahvelerini alabilirler, oturdukları yerde içebilirler. Çok da memnun oluruz onu belirtmek istiyorum. Başka söz almak isteyen? Ayşegül hanım buyrun.

Ayşegül Dalkır Kahveci, Demokrat Parti kadın kolları genel başkanıyım. Ben de üçüncü kez bu çalıştaya katılıyorum. Çok teşekkür ediyorum Duygu hanıma da bu tür çalışmalarından dolayı. Ben konuya şöyle bir giriş yapmak istiyorum. Geçen yıl Finlandiya Kokoomus Partisi kadın kolları, bizim kadın kollarımızı ziyaret etmek istedi ve İstanbul’da bir ziyaret gerçekleştirdik. Tabi ilk olarak onların da kadın olması sebebiyle konumuz kadınların siyasette temsiliydi. Ama bize sorduklarında ve Türkiye’de kadının siyasette ancak %9 larda olduğunu söylediğimizde, ikinci sordukları soru derhal kadın istihdamı oranı sorusu oldu. Yani kadın istihdamının önemini buradan anlıyoruz. Biz kadın istihdamını çözersek, kadınların siyasette temsilini de çözeceğiz, şiddete ve tecavüze, tacize uğramasını da engellemiş olacağız ve pek çok sorun bir anda çözülmüş olacak. Ama tabi kadın istihdamına baktığımızda da, bunun tamamen eğitim düzeyi ile paralel olduğunu görüyoruz. Bu konuda biz bir önceki çalıştayımızda, istatistiklere baktığımızda okumaz yazmazların oranı istihdamda %16, lisealtı %22, lise mezunlarında %32 ve yüksekokul ve üniversite mezunlarında %70 olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla eğitim düzeyi ne kadar yükselmişse istihdamda yer alma oranı da o kadar çok artıyor kadınlarımızda. Dolayısıyla eğitime çok çok önem verilmesi yönünde teşvik edilmesi, ayrıca çocuklarla birlikte ailelerine de eğitim verilmesi, cinsiyet ayrımcılığı konusunda özellikle mutlaka gerekiyor. Yani sadece çocukların eğitilmesi de yeterli değil, kadın erkek eşitliği konusunda. Bu konuda ben özellikle hocamızın da bahsettiği gibi ilköğretimde mutlaka insan hakları dersi adı altında kadın erkek eşitliği derslerinin müfredata konulması gerektiğini düşünüyorum. Sadece kadın hakları değil de, kadınların önce insan sonra kadın olduğu düşünülerek bu tür insan hakları dersi adı altında, kadına şiddet uygulanmaması, onun da aynen erkek gibi eşit bir birey olduğu ve istihdamda da aynı şekilde yer alması gerektiği konusunda eğitime ilkokuldan, ilköğretimden başlanması gerekir diye düşünüyorum. Bu zihniyet değişikliğini de tabi ancak bu şekilde değiştirebiliriz, ilkokul çağlarından başlayarak hatta okul öncesinden başlayarak. İstihdam ve eğitim politikasının da birbirine paralel olması gerekir. Hepiniz biliyorsunuz, şu anda biz önümüzdeki 50 yılın ihtiyacını karşılayacak ziraat mühendisine sahibiz. Yani; hangi mesleklere ihtiyaç varsa o konuda üniversitelerde bölümlerin açılması ve ona göre eğitimin sağlanmasıyla insanlarımızın mezun olduğunda işsiz kalmasının da önüne geçilmesi sağlanacaktır. Ayrıca pozitif ayrımcılık diyoruz; bir referandum geçirdik bu konuda 12 Eylül 2010 da, kadınlara pozitif ayrımcılık yapacağız dendi ki aslında buna da gerek yoktu. Zaten Anayasa'da vardı (10.maddede) kadın erkek eşitliğine yönelik uygulamaların Anayasa'ya aykırı olamayacağı ve bu konuda her türlü uygulamanın yapılabileceğine dair . Ve referandumdan sonra yapılan ilk uygulama; Anayasa değişikliği ile üye sayısının artırılması nedeniyle HSYK seçimlerinde yaşandı. HSYK seçimlerinde listede sadece tek bir bayan hakim olduğunu gördük. Referandumda evet oyu istenen pozitif ayrımcılığın sadece yasada kaldığı uygulanmadığı ortaya çıktı. Bu arada şu an gündemde bir konu var, bilmiyorum biliyor musunuz? Arabuluculuk konusu gündemdeki. Ben de avukatım ve biz avukatların bayan-erkek eşit olduğu tek çalışma alanı belki de avukatlıktır, avukatlık mesleğidir. Ankara Barosu'nda hatta çok az farkla da erkekleri aşmış durumdayız. Şayet bu arabuluculuk müessesesi getirilirse, takdir edersiniz ki kadınların orada burada "ben arabulucu olacağım" diyerek bu konuda kendisini yönlendirmesi mümkün olamayacağına göre ancak bir eğitim alarak, hukuk fakültesi eğitimi alarak avukatlık yapabileceğine göre, dolayısıyla bu oran da bence geçilecektir. Hukuk eğitimi almayan kişilerin arabulucu olması halinde önde olduğumuz tek alandan bile yoksun kalacağız. Daha da azalacak kadın avukat sayısı. Ayrıca kadına yönelik her tür ayrımcılığın önlenmesi konularında imzaladığımız pek çok uluslararası sözleşmeler var, bunlara da mutlaka uyulması gerektiğini düşünüyorum. Keza 1985’lerde imzalanmış Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, ILO sözleşmesi (Çalışma Bakanlığımızı ilgilendiren), Pekin Deklarasyonu gibi anlaşmaları çok uzun yıllar öncesinde imzaladık ama malesef uygulamaya koyamıyoruz, yürürlüğe geçiremiyoruz. Dolayısıyla bu konulara mutlaka dikkat edilmesi gerekiyor. Yasalarımızda yer alan hükümlerin sadece orada kalmaması, uygulamada da mutlaka hayata geçirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Bir konumuz daha var, geçen çalıştayda gündeme getirdi sayın Şeyda Koçer. Yokluğunu da hissediyoruz bu çalıştayda. Kadın dostu kentler olarak birkaç kentimizin bu konuda istihdam projeleri ile çalışma başlattığını ifade etti. Diğer kentlerimizin de örnek alması gerektiği düşüncesindeyim. Teşekkür ediyorum.

Duygu Sucuka: Teşekkür ediyorum Ayşegül hanım. Şeyda hanımı ilk başta açıklamam gerekiyordu, özür dilerim, sevgi ve saygılarını iletti. Amerika’dan şu anda çıkamadığı bir durum var. Bir yeşil kartı varmış galiba, eline geçmemiş. Dolayısıyla çıkamıyor ve bir daha ki çalışmada burada olacaklarını söyledi kendileri. Ayşegül hanım, siyasetçi, ben iyi bir siyasetçi diyorum kendilerine. Siyasetle başladı, siyasetle kadın istihdamının birlikte çözüleceğini söyledi. Kadın istihdamının kadının eğitimiyle çözüleceğini söyledi, çok haklı, çok doğru. Ve pozitif ayrımcılık vurgusu yaptı, genelde bütün konuşmacılarımız aynı vurguyu yapıyorlar. Pozitif ayrımcılık gerçekten önemli, ben de katılıyorum. Başka söz almak isteyen arkadaşımız. Zuhal hanıma söz verelim, Hatice hanım Aksaray’dan geldiler. Bu arada ben, Ayşegül hanım biraz önce kadın dostu kentler dedi hatırladım. Ben bugün Bartın ve Aksaray’ı kadın dostu kentler olarak görüyorum, kendi adıma. Teşekkür ediyoruz. Buyrun Zuhal hanım.

Ben Zuhal Sanlı, CHP parti meclisi üyesiyim, eski kadınkolları genel başkanıyım. Bence, kadının istihdamdaki yerini bulması konusunda yapılan bu çalıştayda, tüm bakanlıklara söylenmesi gereken tek şey vardır, konuşmamızın başında siyasetten uzak kadınlara yaklaşalım dediniz ancak kadınların bazı haklarını elde edebilmeleri için siyaset yapmak durumundayız. Siyasi gücü elinde bulunduran insanlara birşeyleri anlatmak durumundayız. Hoş biz bugüne kadar anlatmak da çok güçlük çektik. Halen de çekiyoruz. Ben bakanlığa gelemeyeceğim, iki bakanlığa da size söylemiştim, mazaretim nedeniyle kusura bakmayın. Ancak şunu iletmenizi rica ediyorum. Kadın erkek eşitliği demediğiniz müddetçe hiçbir sorunu çözemeyiz. Şimdi kadın erkek yeni anayasada, işte kadın erkek eşit haklara sahiptir, bunlar hep kandırmaca. Kadın ve erkek eşit haklara tabi ki sahiptir. Kadın erkek eşittir çünkü ikisi eşittir insandır. Her ikisinin de insan-vatandaşlık hakları vardır, cinsiyetine göre şekil değiştiremez. Fırsat eşitliği diyor, nedir yani? Meclisde bir Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu var. Nedir bu? Arkadaşlar birbirimizi kandırmayalım, hepimiz burdayız çok değerli erkek arkadaşlarım var, çoğunluğu kadın olan bir topluluktayız şu anda, bırakın fırsatları değerlendirme kısmını biz düşünürüz.. kadın erkek eşit demediğimiz sürece ne eğitimi çözebiliriz, ne istihdamı çözebiliriz, ne tacizi, tecavüzü çözebiliriz. İkincisi ben sayın Bakan’la bir çok toplantıda bir araya geldim ve kendisinden rica ettim; sizde bir kadınsınız ben de bir kadınım, farklı siyasi partilerde olabiliriz, gelin bırakalım siyaseti, aynı cümlelerle kadına kadın olduğunu anlatalım,ifade edelim, şu Bakanlığımızın ismini değiştirelim, korkmayalım dedim. Kadın isminden korkmayın dedim. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ismi hala duruyor. Lütfen onu rica edin, Kadın ve Aile Bakanlığı. Yani kadını ailenin içine sokarak yok etmeye çalışan bir zihniyeti yıkamadığımız müddetçe, bunu anlatamadığımız müddetçe kusura bakmayın ama kadını ne istihdam da, ne karar mekanizmalarında, ne de Ayşegül hanımın dediği gibi ne siyasette hiçbir yerde göremeyeceğiz arkadaşlar. Bu bir gerçek. Son olarak şunu söylemek istiyorum, siyasetçiler çok konuşuyor kusura bakmayın ama hemen bitiriyorum.Kadın istihdamı diyoruz, çalıştaylar yapıyoruz. Biz burada toplumun belli bir kesimini temsil eden kadınlarız ve bizler bunu halka anlatıyoruz, alanlara gidiyoruz, kurumlarımızda anlatıyoruz, üniversitelerimizde anlatıyoruz, siyaset yapıyorsak örgütlerimizde anlatıyoruz. Ama bir kişi çıkıyor televizyon denen o sihirli kutudan ve şunu söylüyor: ”Türkiye’de işsizliğin sebebi kadınlardır, kadınlar çalışmazsa Türkiye’de işsizlik çözülür”. Arkadaşlar neyin mücadelesini veriyorsunuz böyle bir zihniyette çok özür diliyerek söylüyorum, kadının istidamının artırılması, eğitiminin kalitelileştirilmesi, kadının daha çok okur yazar olması, kadının çalışması falan bence olmaz, mümkün değil. Çünkü biz burda günlerce haftalarca çalışalım, kadınlar için mükemmel projeler çıkaralım ama Türkiye’deki işsizliğin sebebi kadındır diyen bir zihniyeti yıkmadığımız sürece bence hiçbirşey yapamayız. Bunlar benim görüşlerim, önerilerim. Lütfen Bakanlık da yazılacak rapora kadın erkek eşittir ibaresi mutlaka konmalıdır. Toplumsal cinsiyet, farkındalık tamam ama kadın erkek mutlaka eşittir denmeli. Kadın Bakanlığı isminin geri verilmesi ve Türkiye’de kadınlar çalıştığı için işsizlik var söylemlerinden vazgeçilmesi talebini kadınlar olarak öneriyorum. Teşekkür ederim.

Bir katılımcı: ”Buna en az üç çocuk doğurmayı da ekleyelim”

Zuhal hanım: Ben o kadar siyasete girmek istemedim, ben bunları paylaşırken bile utanıyorum. Yatak odası herkesin özel hayatıdır. Kendileri bilir.Teşekkür ediyorum.

Duygu Sucuka: Biz de teşekkür ederiz. Zuhal hanım, daha önce kendileriyle birebir çalıştayda da konuştuk görüştük ayaküstü, bu konuya çok önem veriyor Zuhal hanım biliyorum.Neden “kadın” adı kaldırıldı, Kadın Bakanlığı ibaresi yeniden konulsun diyor. Mesajınızı iletmeye çalışacağım. Hatice hanım buyrun. Müzeyyen hanım daha önce Hatice hanım demiştim, Hatice hanımdan sonra bu tarafa bakayım. Hatice Şahin buyrun, Aksaray’dan geldiler, önemsediler bu çalışmayı.

Ben Hatice Şahin. Önce bu grubun içinde olduğum için çok mutluyum.İlk defa katılıyorum bu çalıştaya, daha öncekilere de katılmış olmyı isterdim. Çok güzel bir grup çünkü, gruplar biraraya gelince birşeyler çıkıyor çünkü ben bunun inancındayım. Kadının istihdamı ile ilgili ben iki ana başlıkta birşeyler söylemek istiyorum. Birinci söylemek istediğim şu arkadaşlar. Kentlerde kadınlarımız kadın istihdamını artıracak ya da bu noktada belli yetkilere sahip olacak birimlerin başına gelmedikçe, görevlere talip olmadıkça biz Türkiye’de kadın istihdamını sağlayamayız diye düşünüyorum. Ben iki dönemdir Ticaret Odası Meclis üyesiyim. Biraz önce Handan hanımdan yanlış olmasın diye kesin bilgileri aldım. Şu ana kadar Türkiye’de iki tane Meclis Başkanı, bir tane Yönetim Kurulu Başkanı ve bir tane de Meclis üyesi var. Şimdi illerde Ticaret Odaları kadın istihdamını artıracak en büyük birimlerden biri, nerede kadınlarımız niye talip olmuyor bu görevlere? Birincisi bu. Bunun gibi İl İstihdam Kurulları var, ben gene ilimde İl İstihdam Kurulundayım. İnanın tek bayanım….özür dilerim kadınım kadınım diyorum. Şimdi ben yıllardır kendi adıma bunun mücadelesini veriyorum. Neden? Birkaç kadın daha istihdam edebilir miyim mücadelesi. Şimdi İl İstihdam Kurulunda projeler var, bir bakıyorum, çok samimi söylüyorum, %99 u açılacak kursların istihdam garantili kurslar bunlar arkadaşlar, %99 u erkeklere yönelik. Hatta geçen yılki toplantıda, bütün devlet erkanının önünde şunu sordum: Sayın vali bu ilde kadın yaşamıyor mu? Açılacak olan bütün kurslar erkelere yönelik. Nüfusun oranına baktığımız zaman kadın nüfusu hiç mi görülmüyor da, açılmıyor? Şimdi bunları isteyebilmek için de bizlerin kadın olarak bu kurullarda görev alıp, kadınların istihdamını sağlayacak yetkilere sahip olmamız lazım. Gücümüz yetmese bile, bunu bir öneri olarak gündeme getirmemiz, taşımamız gerekiyor diye düşünüyorum. Bütün sivil toplum örgütlerinde aynı şekilde, özellikle Kalkınma Ajansları’ nda kurul üyeliği konusu da çok önemli arkadaşlar. Ben iki yıldır kurul üyesiyim. Yapılan projelerin hiçbirinde inanın kadın projesi yok. Kendi bölgem için konuşuyorum. Beş iliz biz; Kırşehir, Niğde, Nevşehir, Aksaray ve Kırıkkale ve bir tane kadın projesi yok. Neyle istihdam sağlanacak? İkinci başlığım da benim şu; yine bunun bir devlet politikası olarak illerde artık Kalkınma Ajanslarına mı bağlı olur, nereye bağlı olacağını ben siyaseten bilemem ama kadın istihdamını sağlayacak ofislerin kurulması gerektiği kanaaatindeyim. Bana geçen gün fabrikası olan bir arkadaşım dedi ki: Abla bana acil on tane bayan lazım.Fabrikası var, pişmaniye fabrikası, paket yapacaklar, işte sigortalı falan bir iş. İnanın ben nereye müracaat edeceğimi, veri tabanını nerede bulacağımı, nasıl ulaşacağımı bilemedim, ve ben bu arkadaşın ihtiyacına cevap veremedim. İnanın bir tane bile bayana ulaşamadım. Çünkü elde kayıtlı hiç bir döküman yok, bilgi yok, ulaşılacak biryer yok. Bu şekilde, Kalkınma Ajansları’nın illerde kurduğu destek ofisleri gibi kadın istihdamını sağlayacak destek ofislerinin de devlet politikalarında yer alması uygun olur diye düşünüyorum. Hepinize teşekkür ederim.

Duygu Sucuka: Biz de teşekkür ederiz Hatice hanıma. Aslında önemli bir konuya değindiniz. Aksaray’da iki yıldır bu görevdeyim dediniz. İki yıldır takip ettiğinize göre bütün yapılan projeler kendi grubunuzda erkeklerin, kadın istihdamına yönelik hiçbir proje yok. Sanki yanlış anlamadımsa bunu kadınların ortada olmayışına dayandırdınız.

Hatice hanım: Evet öyle dediğiniz gibi yönetim birimlerinde kadın yok. Yani sivil toplum örgütlerinde bunu tetikleyecek, iteleyecek güç olarak kadınlarımız yok ortada. En büyük nedenlerden biri de bu.Baştaki söylediğim gibi konu bununla doğru orantılı. Diyorum ki Ticaret Odasında bir tane kadın ben varım, bu bir örnek, sadece Ticaret Odasında bu. Kadınlar rol model istiyor önünde, itekleyecek bir güç istiyor, yanlarında olacak bir güç istiyor. Kendiliğinden işte ben bir proje yapayım, getiriyimde devlet imkanlarından faydalanıyım diye düşünemiyor. Bu fikri bunlara verecek özel bir birim de yok, bunlara yol gösterecek, rehberlik edecek bir birim de yok.

Duygu Sucuka: Konuşmamın başında TOBB’a büyük görev düşüyor derken aslında bunu söylemek istemiştim. Burda TOBB’un, biz bu çalışmanın sonuçlarını sayın Rıfat Hisarcıklıoğluna da iletmeye çalışacağız, randevu isteyeceğiz görüşmek için. Kendileri bu çalışmadan haberdar oldukları için destek vermek adına mesaj ilettiler ve bu ortamı kendilerinin bize yaklaşımı sağladı. Gerçekten TOBB insiyatif almalı illerde, özellikle kadının istihdamına dönük. İşte Ticaret Odalarında kadın kurulları aracılığıyla, projeler aracılığıyla. Bu konuya eğilirlerse çok mesafe alınacağı inancındayım.

Hatice hanım: Ben sözü çok uzatmak istemiyorum ama, bu konuda da iki satırlık bir şey söylemek istiyorum. TOBB kadın girişimciler kurulu kurul başkanı da benim Aksaray’da. Ticaret odalarında kendi namına firması olmayan kadınların kadın girişimciler kurullarına alınmaması gerektiğini, faal olan kadınların alınması gerektiğini, bu şekilde faydalı olacağını özellikle vurgulamak istiyorum. Bir de kadın girişimciler kurulunun Ticaret odalarından ve borsalardan bağımsız para özgürlüğü olması gerektiğini düşünüyorum. Ticaret Odaları çünkü bu noktada kadınlara, kadın girişimciler kuruluna destek olmuyorlar. Onun içinde kadınların hareket kabiliyeti kısıtlı oluyor.

Duygu Sucuka: Tamam teşekkür ediyorum geldiğiniz için Aksaray’dan buraya kadar çok sağolun. Muallanım size sonra döneyim. Refika hanım vardı sırada galiba…

Müzeyyen hanım, üçüncü kez katılıyorum. Dernek çalışanlarına çalışmalarından ötürü teşekkür ediyorum. Ben özet olarak şunu vurgulamak istiyorum. Göçlerin üzerinde durmamız gerekiyor. Bir atasözümüz vardır, “taş yerinde ağırdır” şeklinde. Bizim kırsaldan şehirlere göçleri önlememiz gerekiyor. Bunu yetkililere iletmemiz şart. Bunu nasıl yapabiliriz, çözümlerini en kısa zamanda bulmamız gerekiyor. Bu yüzden de göçü önleyici, eğitim, sağlık, sosyal güvence, ulaşım gibi imkanların kırsal kesime en kısa zamanda gitmesi gerekiyor. İnsanların orada kendini geliştirmesi, eğitimini alması gerekiyor. Bu da nasıl olacak? Biraz önce dernek görevlisi arkadaşımın da söylediği gibi yine eğitimli imamların, öğretmenlerin yöre halkına eğitim vermesi gerekiyor. Bakınız biz kırsal kesimde, köylerde, insanlara çıkıp da kadın erkek eşittir dediğimiz zaman tepki alırız, açık konuşuyorum. Ama bir imam çıkıp da camilerde erkeklere, cumalarda hutbe şeklinde veya vaaz şeklinde bunu iletirse, dinen kadınlarımızın erkeklerle eşit olduğunu vurgulayarak bir eğitim sistemine gidilirse bu çok daha faydalı olacaktır diye düşünüyorum. İkinci bir şey de, bakınız bunu teşvik etmek amaçlı şöyle bir şey uygulanabilir köylerde, kırsal kesimlerde, başarılı yerleşim bölgelerine ödül vermek. Kırsal kesimde eğitim alan çocuklar üniversiteye ulaşamıyorlar, müthiş bir eğitim eksikliği görüyoruz biz. Bunu üniversite sınav sonuçlarından takip edebilirsiniz. Bunu yenmek için, bunu önlemek için teşvik amaçlı, diyelim ki Aksaray’ın bir köyündeki bir eğitimin güzel olması, çocuklarının ortaokul seviyesinde Anadolu Lisesine veya üniversiteye girebilmesi durumunda, bölgeye teşvik edici ödüller verilmesi şeklinde çalışmaya gidilebilinir. Ben fazla uzatmayayaım başka söz alacak arkadaşlar var. Ve arkadaşımın dediği gibi heryerde her zaman eğitim, eğitim, eğitim diyoruz, başka çaresi yok bu işin.

Duygu Sucuka: Teşekkür ederiz. Mualla hanım buyrun…

Mualla hanım: Türkiye Partisi kadın kolları başkan yardımcısıyım.Güneydoğum Derneğine böyle nazik bir toplantı düzenlediği için teşekkür ederim. Benim söyleyeceklerimin çoğunluğuna arkadaşlarım değindiler. Yani özet olarak, ben de fazla vaktinizi almamak adına. Bugün Türkiye’de eğitimin parasız yapıldığı söyleniyor, %100 parasız eğitim yapıldığı söyleniyor. Oysaki bugün okullarda, ilkokullarda eğitim dershanelerde ve paralı olarak yapılıyor. Ekonomik krizlerde kız çocuklarımız, evde bir erkek bir kız çocuk varsa aile kız çocuğunu gözden çıkararak, erkekleri okutmak taraftarı. Bu iki bakanlığa ziyaretin önemini biliyorum ama üçüncü olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na kız çocuklarının okutulması ile ilgili en azından kız çocuklarının eğitimini üstlenmesi konusunda 2023 ekonomi programında, kız çocukların eğitimi ile ilgili ne gibi bir programı var. En azından okutulmayan çocuklarla ilgili ne gibi projeleri var, onu da sormak gerekir diye düşünüyorum.

Duygu Sucuka: Teşekkürler Mualla hanım…

Müzeyyen Okur; Demokratik Sol Parti Genel Sekreter yardımcısıyım. Emekli öğretmenim. Güneydoğum Derneğine bu çalıştayı düzenledikleri ve beni de davet ettikleri için teşekkür ediyorum. Bütün katılımcıları sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bir ülkede doğurganlık oranı eğitim düzeyiyle orantılıdır. Eğitim düzeyi arttıkça doğurganlık oranı azalmaktadır. Bu nedenle kadınların istihdamının yanında eğitimine de büyük önem vermemiz gerekiyor. Genç kuşakları yetiştirecek annelerin de eğitimli olmaları, onların ileride iyi bir eğitim alma ve eş bulmaları konusunda yardımcı olacaktır. Kadın nüfusumuzun büyük bir çoğunluğu okuma yazma bilmiyor, bu nedenle bir program dahilinde hızlandırılmış, bir program dahilinde onlara sanat, ev ekonomisi eğitimiyle tümleşecek tedbirler alınmalı ve böyle programlar düzenlenerek onlara ileride iş bulmaları ile ilgili çalışmalar yapılmalı diye düşünüyorum. Kadınlarımıza ve gençlerimize iş ve gelir getirecek, olanak yaratacak, evde çalışarak da kazanç sağlayacak bazı tedbirlerin alınmasını düşünüyorum. Kadının iş hayatıyla ilgili karşılaştığı, gebelerle ilgili, cinsiyete bağlı işten çıkarmaları önleyecek yasal tedbirlerin alınması gerekiyor diye düşünüyorum. Yine kadına yönelik bu sıralarda gündeme gelen fiziksel, ekonomik, psikolojik şiddetle mücadeleyi kararlılıkla yürütmek gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda hukuksal düzenlemeler mutlaka yapılmalı. Son olarak da kadının tüm kamusal kurumlarda, karar verme mekanizmalarında erkeklerle eşit olarak hatta %50 katılımlı görev almalarını, yer alması gerektiğini belirtiyorum. Benim söyleyeceklerim bu kadar.

Duygu hanım: Teşekkür ediyoruz Müzeyyen hanım. Zuhal hanımın hatırlattığı bir şeye dönmek istiyorum bir cümleyle. Başta konuşmamda siyasetin dışında kalarak konuyu tartışalım demiştim. Genelde burada siyasetçilerimiz konuştu bugün. Siyasetin dışında konuşalım derken şunu demek istedim. Tabi ki biz bu sorunları siyasetçilerle çözeceğiz ama burada bu ortamda siyasi tartışmalara girersek çözemeyiz. Karşılıklı görüşlerimizi almak zorundayız. O nedenle farklı siyasi partileri biraraya getirdik. Bu kısa açıklamadan sonra Ayten hanım buyrun.Özür diliyorum Şenel hanım buyrun.

Cumhuriyet kadınları Derneği’nde 15 yıldır çalışıyorum. 68 kuşağıyım, siyasetle ilgimiz yok bizim, biz vatan için uğraşıyoruz, gerisi teferruat oluyor bizim için. Ayrıca yurtiçinde ve yurtdışında bazı partilerde de çalışmalarım oldu. Ama özgür çalışmayı dernekte buldum. Kırk seneden beri dernekçilik içerisindeyim. Şu çalışmalarınızı duyduğum zaman bayağı saygı duydum, hoşuma gitti. Çok güzel kadının işgücüne katılımı çalıştayının sonuçları, tespitleriniz harikulade güzel fakat konuşmanızın başlangıcında bunların gerekli bakanlıklara iletildiğini hala sonuç beklediğinizi söylediniz.

Duygu Sucuka: İlk çalışma 2 Mart 2011 de

Yani benim umudum kırık arkadaşların kırık mı bilmiyorum. Ama ben daha iyi olur düşüncesiyle umut beslemek istiyorum. Ama sonuçlar çok geç alınıyor. Türkiye’nin şu ndaki durumuda beni tedirgin ediyor. Salona bakıyorum bütün hanımlar çicek gibi demek ki bunu da görüyorum, demek ki umudu kaybetmemek lazım. Cumhuriyet kazanımlarına sahip çıkmamız gerekir. Teşekkür ediyorum.

Duygu Sucuka: Biz de teşekkür ediyoruz hocam. Şule hanım sonra Mine hocam, Bartın’a da son sözü versek. Bu arada zamanımız 15 dakika kaldı. Lütfen çok kısa.

Bütün hanımlara selamlar, sevgiler, ben Büyük Birlik Partisi Kadın Kolları Genel Başkanıyım. Ben bir konuya değinmek istiyorum. Hani dedik ya istahdam da kadın yer almalı ama kırsal kesime şöyle bir bir baktığımızda kadını istihdam edecek yatırımlar var mı? Bir de onları değerlendirmemiz gerekiyor, bu konudaki hassasiyetleri göstermesi gerekenler diye düşündüğüm devlet politikalarını belirleyenler buna hassasiyet gösterecek. Buna Odalar Birliği, Ticaret Odaları gösterecek, yatırımların daha çok büyük şehirlerden Anadoluya kaydığında hem göçü önlemiş oluruz, hem de kadın istihdamının büyükşehirlere üniversite okumaya gelen genç kızlarımız mezun olduktan sonra evlerine döndüklerinde çalışacak iş kurumu bulamıyorlar. Kendisini ifade edebileceği, mesleki gelişimini tamamlayacak yerler bulamıyorlar. Teşekkür ediyorum.

Duygu Sucuka: Teşekkür ederim Şule hanım. Aramıza sonradan katıldılar, Ankara Girişimci Kadınlar Derneği’nden Emine hanım, Gazi Üniversitesi hocalarımızdan Belma Tokuroğlu hoşgeldiniz. Buyrun Mine hocam. (Mine hocanın konuşmasında 10-15 saniyelik kısım mikrofon kapalı olduğundan duyulmuyor, mikrofonun açıldığı yerden devam ediyorum)

Mine Tekeli, ………………….gücümüzün ve sorumluluğumuzun çok üzerinde görevler alıyoruz. Yapabileceklerimizin üzerine çıkıyoruz bu bir gerçek.Üniversiteler olarak üniversitede yapılabileceklerin üzerine çıkıyorlar. Partilerimizde zannediyorum sadece kadın kesimi diyorum ben, global olarak partilerimizin sahiplendiğini zannetmiyorum bu konuyu. Çünkü veriler onu göstermiyor. Sadece partilerde yer alan kadın arkadaşlarımız bu olayı sahipleniyorlar, benimsiyorlar ve onlarda olabildiğince çözüm doğrultusunda çaba gösteriyorlar ama bir türlü, şu bir gerçek, sonuca ulaşamıyoruz. Ben de bu konu üzerinde çalışıyorum. Sonuca ulaşamamamızın bir tek nedeni var. Bir kere sonucu doğru tespit etmemiz lazım. Şimdi üçüncü çalıştaydan sonra sonuş şudur. Kadının istihdamı sorunu değil, sorunun adı kadının girişimci yapılması sorunudur. 1980’den sonra kadın işgücü istihdamındaki payının sürekli aşağı inmesinin nedeni de budur çünkü 1980 yılı dönüm noktasıdır. Globalleşmenin başladığı yıldır. Globalleşmenin getirdiği sonuçlardan kadın da nasibini almıştır, altta kalan kadın olmuştur, şimdi bunu kabul edelim. Globalleşme dediğimiz şey devleti ekonomik yaşamın içinde küçültmüştür, geri plana itmiştir, çokuluslu şirketler eliyle. Bugün birçok devlet bütçesi çokuluslu şirket bütçelerinin gerilerindedir ve özel sektör ileri itilmiştir. Özel şirketlerde çokuluslu şirketlerde kendileri için uygun bir tarla bulmuşlardır ve orada gelişmeye başlamışlardır. Gerçek neden budur. Özel sektöre biz kadını sokamadığımız sürece girişimci olarak bu sorunun çözümü mümkün değildir. Çok iyi niyetli çabalarla zamanımızı ve mesaimizi bu işe veririz ama sonuç alamayız. Kadın girişlimciliği denince konuyu şu noktaya getirmek lazım. Bakanlıkların adresini yanlış belirliyoruz gibi geliyor bana. Bu noktadan bakarsak kadını eknomiye katmamız lazım, ekonomiye katmadan sosyal yaşama katamazsınız, kalkınmaya katamazsınız. Kadın girişimciliği kalkınma ile sonuçlanma durumundadır. Bu noktadan bakarsak tüm kadın konusu ile ilgili birimlerin ki insan konusu ile ilgili doğal olarak kalkınmayla ilgili birimler. Bunun içinde yerel yönetimler vardır, yerel yönetimler ne kadar yanımızdadır kuşkuluyum. Şimdi burada yerel yönetimleri yanımıza almak zorundayız. Kalkınma ajansları yeni faaliyete geçmiştir, kalkınma ajansları nerededir? Kağıt üzerinde mi? Kimi finanse ediyorlar? Niçin varlar? Kalkınma kooperatifçiliktir, kadın girişimciliği genel olarak kooperatifçiliktir, yerel kalkınmadır. Sektörü genişleteceksiniz, özel sektörü genişletmeden kadın erkek kimse buradan ciddi bir pay alamaz, sorunumuz daha kapsamlı bir sorun. Kadın bu yeni dünya düzeni dediğimiz düzenin altında eziliyor. Şimdi bu nedenle yapılan çalışmalar Türkiye ölçeğinde, il bazında kalkınma ajansları güzel örgütlenmişler, yerel yönetimler örgütlenmiştir ama bunlar limonun damlaları gibi, bizim sorunumuz biz onları partner olarak katmak zorundayız. O nedenle de kadın çalıştaylarının esas adresi Kalkınma Ajansları’dır, Kalkınma Bakanlığı’dır. Kooperatiflerin bağlı olduğu yerler şuan değiştirildi sürekli değiştiriyorlar, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’dır öncelikle. Buradan hareketle hareket etmek zorundayız. Çünkü kadının ekonomik ve sosyal entegrasyonunun tek modeli vardır, tüm dünyada da böyledir, 150 senedir değişmemiştir. Türkiye’de de parça parça tek tek bireysel girişimler vardır. Kooperatifçiliği çözmeden, kadın girişimciliğini çözmeden eğitimli kadın da evde oturuyor, sadece eğitim deyip geçiştiremeyiz, toplumsal cinsiyet ayrımcığı deyip geçiştirmeyiz sorunu. Eğitimli kadın da evinde, üniversite mez